XIX. Yüzyıl Osmanlı imparatorluğu'nun
ünlü ve yiğit denizcisidir. Soyca, Trabzon ve
Giresun'da dallan bulunan bir ailedendir. Cezâyir-i
Garp Ocağı'nda yetişti. Yakını Halil Kaptan'ın
gemisiyle uzun deniz yolculuklarına çıktı. Böylece
deniz ve denizciliği öğrendi. Daha sonra adı geçen
kaptana damat oldu. İstanbul'a gelip tersaneye
girdi. Çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle az zamanda
çok sevgi topladı. Kendisine önce Kapudâne-i Hümâyûn
(Oramirallik), arkasından mîr-i mîrân (beylerbeyi)
rütbesi verildi.
1827'de Osmanlı deniz kuvvetlerinin
büyük kısmı, onun emir ve kumandası altındaydı.
O yılın 20 ekiminde Batılı saldırganlarla,
onlardan hiç de geri kalmayan Ruslar, işbirliği
yapmış durumdaydılar. Bir rivayete göre
Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ve oğlu
İbrahim Paşa da el altından onlarla
uyuşmuştu. Navarin limanında demirli savaş
filomuza dost gibi yanaşıp ufak bir olay
çıkardılar. Denizcilerimizin buna tepkisini
bahane ederek, alçakça ve var güçleriyle
saldırdılar. Gafil avlanmıştık. Sekiz bin
şehit verdik. Gemilerimizin aşağı yukarı
hepsi yandı. Çengeloğlu Tâhir Paşa ölümü
hiçe sayarcasına savaşarak, bu ateş çemberinden
güç belâ birkaç gemiyle çıktı. Saldırgan
devletlerinin mesul adamları, bu kahpece
baskının suçunu paşaya yüklemeye kalkıştılar.
Sultan II.Mahmud, Doğulu ve Batılı
emperyalistlerin bu "yavuz hırsız"lığına
kulak asmadı. Hiç tereddüt etmeden, İngiltere
ve Fransa'yla siyasî münasebetleri kesti.
Ruslar'ın beklediği de zaten buydu. Fırsat
bu fırsat deyip hemen harp ilân ettiler.
Sonuç bizim için kötü oldu. Bu biraz da
tabiî idi. Çünkü Navarin'de elli yedi gemi
kaybeden donanmamız, bu büyük eksikliğini
tamamlamadan Karadeniz'de üstün olamazdı.
Savaş Edirne Antlaşması'yla (15 aralık 1829)
bitti.
Daha sonra II. Sultan
Mahmut, donanmamızı canlandırmaya kalkıştı,
ilk iş olarak Çengeloğlu Tâhir Paşa'yı,
kapdân-ı derya yaptı. Deniz ve denizcilik
âşıkı, kahramanlık timsali Çengeloğlu,
bu makam için biçilmiş kaftandı. Bahriyenin
her şeyiyle candan ilgileniyordu. Gemilerin
sağlamlığından, deniz subaylarının yemek
yiyişlerine kadar her meselenin üzerinde
titizlikle duruyordu.
II. Sultan Mahmut
öldükten sonra, yerine geçen oğlu Sultan
Abdülmecid de Çengeloğlu'na değer
vermeyi ihmal etmemiş, onu 1841'de gene
kapdân-ı deryalığa getirmişti. Bu makamda
bir süre kaldı, önce Edirne, sonra Bosna
valiliğine gönderildi. Bu hizmetteyken de
1847'de (1266 H.) öldü. Na'aşı İstanbul'a
getirildi. Mezarı, Eyüp'te lisenin önündedir.
Burası duvarları parmaklıklı bir aile kabristanıdır.

Çengeloğlu Tâhit
Paşa'nın Eyüp'te lise binasının
önündeki mezarının taşı (1969).
|