Kaptan-ı Derya Barbaros
Hayreddin Paşa, 1538 yılının kış ve
bahar aylarını, Kanuni'nin emriyle İstanbul'da
kalarak yeni bir donanmanın inşası hazırlıklarıyla
geçirmişti.
O sırada Almanya imparatorluğu
İspanya krallığı ile Papa ve Venedik hükümetleri,
harp halinde bulundukları Osmanlı devletine
karşı bir antlaşma yapmış bulunuyorlardı.
7 haziran 1538'de Barbaros,
kırk parça kadırga ile 2. Adalar seferine
çıkmak zorunda kalmıştı. Sefer zamanı geldiğinde;
padişah emriyle vezirlerin kendi keselerinden
inşa ettirmekte oldukları 100 gemiden sadece
onu tamamlanmış geri kalan doksan tanesi
henüz bitirilememişti. Barbaros bu
gemiler bitirilmedikçe denize çıkmak niyetinde
değildi. Fakat Salih
Reis komutasındaki 20 geminin muhafazasında
Mısır'dan getirilmekte olan Hint hazinesini
ele geçirmek isteyen Andrea Doria'nın
40 kadırga ile Girit sularına geldiği haber
alınmıştı.
Bunun üzerine Hayreddin
Paşa, kırk gemilik filosuna üç bin tüfek
endaz yeniçeri ile ümeradan Kocaeli Sancakbeyi
Ali, Teke Sancakbeyi Hürrem,
Sayda Sancakbeyi Ali ve Alaiye Sancakbeyi
Mustafa beyleri, cümle askerleriyle
beraber alarak İstanbul'dan ayrıldı. Barbaros'un
denize açıldığını haber alan Andrea Doria,
derhal o sulardan ayrılarak İtalya sahillerine
gitmişti.
Türk gemileri evvela İmroz
adasına gitmiş ve evvelce orada batmış olan
bir gemiden çıkarılan on yedi topla gemiler
takviye edilmişti. Buradan Sporad adalarına
yelken açılmış ve ilk olarak Avrupa korsanlarına
yataklık eden Skiatos adası zapt olunmuştu.
İstanbul'da inşası biten 90 gemi ile Hint
hazinesini İstanbul'a teslim eden Salih
Reis komutasındaki yirmi kadırga
bu adaya gelerek Barbaros'a katıldılar.
Bu sulardaki diğer adalar
da teker teker düşmandan temizlendi ve yedi
gemi dolusu ganimet ve esir İstanbul'a gönderildi.
Daha sonra Girit adası,
yedi gün süreyle her tarafından vurulmuş,
karaya çıkan Türk denizcileri adanın içlerine
kadar sarkarak bir kısım kaleleri zaptetmişti.
Bu harekat sonunda alınan çok miktardaki
ganimet ve on beş bin esir de İstanbul'a
yollandı.
Buradan Rodos istikametinde
bulunan Kerpe adasına gidilerek bu ada ve
Kaşot adacığı zapt edildi. Daha sonra İstanköy
adasına gelindi, oradan Eğriboz'a gidilerek
adaların korunmasına memur edilen Salih
bey komutasındaki filo ile birleşildi.
Beş ay içinde yirmi beş
ada zapt eden ve Venedik'in Ege deniziyle
alakasını tamamen kesen Barbaros'un
bu son seferi üzerine; Papa III.Paul'ün
teşvikiyle uzun zamandan beri hazırlanmakta
olan Haçlılar donanmasının teşkili ve Türk
donanmasına karşı çıkarılması işi çabuklaştırıldı.
Barbaros, İstanköy
adasındayken, Haçlıların hazırlıklarını
tamamladıklarına dair bazı haberler almış
ve Eğriboz adasına geldiği zaman Andrea
Doria komutasındaki muazzam bir Haçlılar
donanmasının 22 eylülde Korfu adasında toplandığını
ve oradan Preveze'ye taarruz ederek kaleyi
kuşattığını öğrenmişti.
Bunun üzerine bir gönüllü
filosunu Turgut
Reis'in komutasında keşif için
öncü göndererek kendisi de donanmasıyla
arkadan yola çıktı.
Türk donanması 23 eylülde
Preveze'ye gelerek Arta körfezine girmiş
ve harekete hazır bir durumda demirlemiş
bulunuyordu. Barbaros kaleyi hemen
tamir ve tahkim ettirmeye başladı. 25 eylülde
Andrea Doria komutasındaki haçlı
donanması da Preveze önlerine gelmiş ve
körfez ağzının iki mil kadar açığında mevki
almıştı.
Haçlı donanması her bakımdan
çok üstün durumda bulunuyordu. İspanya -
Portekiz krallıkları 80 kalyon, Venedik
cumhuriyeti 10 kalyon ve 70 kadırga, Papalık
hükümeti 36 kadırga, Saint-Jean şövalyeleri
10 kadırga, Cenova hükümeti 1 kalyon, 52
kadırga ve diğer bazı Hıristiyan hükümetleri
49 kalyon vermişti ki hepsi 308 gemi tutuyor,
bu miktar 300 parça yük ve taşıt gemisiyle
608'i buluyordu. Bu gemilerden 15-20 kadarı
karaka denilen çok büyük tekneler olup,
2000 personeli bulunmaktaydı. Düşmanın 2500-2594
topu ve 60.000 kadar askeri vardı.
Buna karşılık Türk donanması
122 parça kadırga ve firkate sınıfı gemilerden
kurulmuştu. 366 top ve 3.000 yeniçeri ile
beraber 8.000 cenkçi taşıyordu.
Ne tuhaf bir tesadüftür
ki; aynı sularda M.Ö. 2 eylül 31'de, o çağların
en büyük deniz savaşı olan Actium cengi
yapılmış ve 32 yaşındaki müstakbel imparator
Octavianus, Antonius'la
Kleopatra'nın donanmasını yenmişti.
Barbaros donanmasının
ileri gelen komutanlarıyla kendi gemisinde
bir harp meclisi kurdu. Bu toplantıda, komutanlarının
karaya asker ve top çıkarılması hususundaki
isteklerini önce uygun bulmadı, fakat düşmanın
gece preveze boğazından içeri girmek istediğini
haber alınca, sahile bazı toplar koydurttu.
Ayrıca gönüllü alayından Murat,
Turgut,
Güzelce Mehmet, Sadık ve bazı
reisler birkaç parça gemiyle körfez dışına
çıkarak düşmanı ürkütmüşlerdi.
27 eylülde birkaç yürük
düşman kadırgası Preveze
Boğazı'na gelip donanmamız cihetine
toplar atarak nümayişte bulununca, Barbaros,
Preveze boğazından çıkıp, Haçlı donanmasına
meydan okumuştu. Donanmamız, tabıl ve nakkareler
çalınarak dışarı çıkıp, altı mil açıldıktan
sonra savaş nizamına girmiş ve hilal şeklinde
bir dizi teşkil eden bütün gemiler, başlarında
bulunan üçer topu ateşleyerek düşmana saldırmıştı.
Saldırının şaşkınlığıyla Andrea Doria
yanlış manevra yapmış ve donanmasını pek
müşkül bir duruma sokmuştu. Barbaros,
bundan hemen faydalanarak 40 gemilik bir
filoyu ileri sürüp, Haçlı donanmasını ikiye
bölmek istemiş, bu pek tehlikeli durum üzerine,
Doria donanmasına ricat emri vermiş
ve düşman Korfu istikametine çekilmişti.
Karanlık bastığı cihetle düşman izlenememiş,
Türk donanması da Arta körfezi dışarısında
ve Preveze önlerinde mevki almıştı.
O gece Barbaros'un
başkanlığında toplanan harp meclisi, düşmanın
ezici üstünlüğüne rağmen, savaşa zorlanıp,
kesin bir sonucun alınmasına kara veriyordu.
Türk donanması gece yarısından
sonra hareket ederek, Paksos adası önlerine
geldiği zaman, keşif gemileri Aya Mavri
adasının güneyindeki incir limanında (Porto
Figo) düşman donanmasının direklerinin görüldüğünü
bildirdi.
Günün ilk ışıkları etrafı
aydınlatırken, Haçlı donanması, Türklerin
gelmekte olduğunu görmüş, Hayreddin Paşa'nın
üstün cüret ve cesareti Doria'yı
şaşırtmıştı. Derhal kurulan harp meclisinde,
Doria bir hücuma taraf olmadığı halde,
filo komutanlarının söz dinlememeleri üzerine
harbi kabule mecbur kalarak, donanmasını
Preveze üzerine harekete geçirdi.
Bu sırada Türk donanması
sahil tarafında bir dizi halinde ilerliyor
ve gittikçe düşman donanmasına doğru gelmeye
başlayarak bir gün evvelki gibi hilal şeklindeki
savaş nizamına girmiş bulunuyordu. Donanmamızın
savaş hattı üç filodan meydana gelmişti.
Ortadaki filoya Barbaros komuta ediyor,
öz oğlu Hasan ve manevi evladı diğer
Hasan Reisler bu filoda bulunuyordu.
Sağdaki filo, Kazdağlı Salih
Reis'in, soldaki ise devrin büyük
coğrafya ve matematik bilginlerinden Seydi
Ali Reis'in komutasındaydı. Hilal
şeklindeki savaş nizamının arka tarafında
bulunan gönüllü filosuna Turgut
Reis komuta ediyor, Murat,
Güzelce Mehmet ve Sadık Reis'ler
de bu filoda bulunuyordu.
Düşman donanması borda
nizamında olup, gemiler büyüklüklerine göre
birbirinin arkasında üç kat halinde yer
almışlardı. Bu hattın ilki kalyonlarla karakalardan,
ikincisi kadırgalardan ve üçüncüsü de küçük
gemilerden meydana geliyordu. Bu duruma
nazaran öndeki kalyon ve karakalardan kurulu
ağır filo,bir nevi siper görevi görüyor,
Doria ikinci hattı teşkil eden kadırgalar
filosunun başında bulunuyordu.
Haçlı donanmasındaki İspanya
- Portekiz kalyonlarına Franco Doria, Venedik
kalyonlarına Alessandro Condalmiero,
Venedik kadırgalarına Vincenzo Capello
ve Papalık filosuna Aquilea Patriği Marco
Grimani komuta ediyordu. Amiral gemisinde
kara kuvvetleri komutanı general Fernando
de Gonzaga da bulunmaktaydı.
Preveze açıklarında iki
taraf donanması kendi savaş nizamları içinde
birbirlerine yaklaşırken, cenuptan esen
çok sert rüzgar, aleyhimize idi. Bu sebeple
donanmamızın moralinin sarsıldığını gören
Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin
iki tarafına bıraktırmış ve az sonra rüzgarın
dindiği görülmüştü. Katip Çelebi Barbaros'un
bu davranışını şöyle anlatmaktadır: "...Derhal
Paşayı gazi iki ayet yazıp gemisinin iki
tarafına bırakdıkda, rüzgar sakin olup barçalar
hareketten kaldı. Kıssadan hisse budur ki,
serdar olan namdarlar yalnız esbab-ı cismaniyyeye
itimad itmeyüp kaadir oldukları kadar esbab-ı
ruhaniyyeye dahi riayet ve itibar eylemek
lazımdır."
Rüzgarın kesilmesi düşmanın
ağır gemilerini hareketsiz bırakınca Doria,
öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top
ateşi açtırmıştı. Fakat kalyonlardaki büyük
topların menzili kısa olduğundan, bütün
mermiler denize düşüyordu. Barbaros da
hücum emri vermiş, Türk gemileri, boru,
nakkare ve nefir sedaları ve askerin "Allah
Allah" avazeleri arasında heybetle
ilerlemeye başlamıştı. Hafif gemilerimizdeki
top menzilleri daha uzun olduğundan, bu
menzil mesafesine varılıp ateş açılacağı
sırada ileri çıkan bir düşman kalyonu püskürtülmüş
ve Türk toplarının menzil üstünlüğünden
istifade edilerek düşmanın ön hattaki ağır
gemileri tahrip edilmeye başlanmıştı. Bu
durum üzerine, Doria ile Venedik
amirali Capello ikinci hattaki kadırgalarını
harekete geçirerek Türk donanmasını iki
ateş arasına almak istemişler, fakat şiddetli
ateşimiz ve bu esnada Turgut
Reis'in bir çevirme hareketi karşısında
ricata mecbur olmuşlardı.
Savaşın bu en şiddetli
anında ortalığın duman ve ateşle görünmez
hale gelmesinden faydalanmak isteyen
Doria, birkaç defa Türk donanmasına
iki ateş arasın almak için manevralar yapmaya
çalışmış, fakat her seferinde Barbaros'un
pek mahirane mukabil manevraları ile karşılaşmıştı.
Birkaç saat süren şiddetli bir savaştan
sonra düşmanın ön hattaki kalyon ve karakaları
tamamen tahrip edilmiş ve Barbaros
meşhur yarma hareketi için emir vermişti.
Askerin tekbir sesleriyle
yapılan şiddetli bir hücum sonunda düşmanın
ön hattaki gemileri ikiye ayrıldı ve Türk
donanması arka taraftaki kadırgalar filosunun
üzerine yürüdü. Bu sırada Turgut
Reis emrindeki gönüllü filosuyla
düşmanın arkalarına saldırmıştı. Haçlı donanması
bir taraftan yarılırken, bir taraftan da
müthiş bir Türk çemberi içine düşecek duruma
gelmişti. Andrea Doria, büyük bir
ümitsizlik içinde iki eline iki gülle almış
dövünüyor ve donanmasına ricat emri veriyordu.
Artık denizde yüzen o muhteşem
Haçlı donanmasından sadece bütün aksamı
harap olmuş, mağlup ve perişan gemiler vardı.
Bunlardan bir kısmı dağınık ve perişan bir
halde, gecenin karanlığından faydalanarak,
muzaffer Türk donanmasının önünden kaçıyordu.
Bu sırada şimşek ve yağmurla karışık bir
fırtına çıkmış ve donanmamız, savaş sahasına
dönerek demirlemişti. Burada pek harap durumdaki
düşman gemilerine Barbaros'un emriyle
ateş verilmiş ve sabaha kadar savaş alanı
aydınlıklar içinde kalarak, sanki büyük
zafer kutlanmıştı.
Doria bu savaşta
yalnız kalyon ve karaka olmak üzere 128
büyük savaş gemisi kaybetmişti ki, bu miktar
Türk donanmasının bütün mevcudundan fazlaydı.
Ayrıca orta ve küçük gemilerden kayıpları
da bulunuyordu. Türkler ise hiç gemi kaybetmemişler
sadece birkaç yüz şehit ve yaralı vermişlerdi.
Barbaros, Boğdan
Seferi'nden dönmekte olan Kanuni'ye
öz oğlu Hasan Bey'le, Preveze zafernamesini
göndermiş ve Yanbolu'da ordugahını kurmuş
bulunan padişah, divanı toplayıp, zafernameyi
komutanlarıyla beraber ayakta dinlemişti.
Katip Çelebi bu töreni şöyle anlatıyor:
"...Divan
kurulup fetihname ayağ üzere okundu, Hakk'a
hamd-ü şükr-i firavan ettiler." |