Osmanlı kapdân-ı deryâsıdır.
1758 yahut 1759'da doğdu. Çerkeş veya Gürcü.
Silâhdar İbrahim Paşa'nın aracılığıyla küçük
yaşta saraya sokulmuş, enderûn-ı hümâyûn'da
iyi bir eğitim görmüştür. Bu arada III.Sultan
Selim'e, şehzadeliğinde hizmet etmiştir.
Doğrulanmayan bir söylentiye göre de onun
süt kardeşiymiş.
Bir süre sonra mabeyincilik,
tebdilcilik ve başçuhadarlığa yükseltilmiştir.
1789 ekiminde mühr-i hümâyûn'u Rumeli'deki
Cezayirli
Gazi Palabıyık Hasan Paşa'ya
götürmek emrini aldı. Bu emanetin tesliminde
sadrâzam paşa, Hüseyin Ağa'yı bağış
ve hediyelere boğdu, İstanbul'a dönüşünde
padişahın gözündeki itibarı az zamanda çok
arttı. Bunu, Topkapı Sarayı'nda geçtiği
anlaşılan bir olaya ait 1792 tarihli bir
vesikadan öğreniyoruz.
O sırada Ege denizinde Rum korsanlarının
yapmadığı kötülük ve vurmadığı gemi yoktu. Bunların
en azılısı Lambro'ydu. Bu haydut Rus bandıralı
gemilerle dolaşmaktaydı. III. Sultan Selim,
Küçük Hüseyin Paşa'ya bunların temizlenmesini
irade etti. Paşa, ufak bir savaş filosuna demir
aldırıp korsanların cirit oynadıkları Ege denizine
açıldı. Günlerce Lambro' nun peşinde dolaştı.
Herifi birkaç defa kıstırdıysa da ne yazık ki
tutamadı. Ama onun sağ kolu sayılan Karakaçan'ı
suç ortaklarıyle birlikte yakaladı, İstanbul'a
dönüşünde Yalıköşkü'ne yaklaşırken Karakaçan
ve arkadaşlarını baştardanın direklerine astırdı.
III. Sultan Selim, bu
başarıya çok sevindi. Paşa'ya "Bir kıt'a
hançer-i murassa ve bir semmûr kürk" armağan
etti. Arkasından da Esma Sultan'la "Dünya
evine girme" işi törenine başlanıldı. Çok
şenlik içinde bir düğün yapıldı. Baş davetli padişahtı.
Bu sırada Vidin'de ayaklanma olmuştu. Ruslar,
kendi kuvvetleriyle olayın bastırılması için,
izin istediler. Sadrâzam Safranbolulu İzzet
Mehmed Paşa "Devletin iç işlerine karışmak"
olacağını ileri sürerek bu istediği reddetti.
Ayaklanma bölgesine de Küçük Hüseyin Paşa'nın
gönderilmesinin uygun olacağını padişaha arzetti.
III.Sultan Selim, bunu müsbet karşıladığından
"Sen ki kapdân-ı deryam ve serasker-i
zafer-rehber Hüseyin Paşa'sın, sana her veçhile
hüsn-ü nazar-ı şahanem berkemâl olmağla göreyim
seni me'mûr olduğun işbu maslahat-ı ehemm-i sabıka
itmamına bezl-i makdûr eyleyesin. Cenâb-ı Hak
muvaffak eyleye. Amin" satırlarını taşıyan
hatt-ı hümâyûn'la bu önemli görevi Küçük HüseyinPaşa'ya
verdi.
Paşa, 10 nisan 1798'de
Vidin'e gitmek üzere İstanbul'dan yola çıktı.
Ayaklanma bölgesine Mustafa, Seyyid
Ali ve Tepedelenli Ali gibi Osmanlı
vali paşaları da gelmişlerdi. Vidin, karadan
orduyla, Tuna'dan "ince donanma"yla
kuşatılmıştı. Asi Pazvandoğlu Osman Ağa,
bu durumda pek çok kere "Aff-ı şahane"
isteğinde bulundu. Hepsi İstanbul'a duyuruldu.
Gelen cevaplar tenkile devamı emrediyordu.
Kuşatma ve çarpışmalar uzun sürdü. Osmanlı
ordusu Rumeli'nin bu hayduduna karşı bir
şey yapamıyordu. Bu arada çarpışmaların
birinde Osmanlı komutanlarından biri maktul
düştü. Küçük Hüseyin Paşa da yaralandı.
Olayın başlıca sorumlusu
Seyyid Ali Paşa'ydı. Çünkü, Pazvandoğlu'yla
el altından uyuşmuş, kuvvetlerini de Küçük
Hüseyin Paşa'nın emri olmadan geri çekmişti.
Vali Paşa'nın bu ihaneti kendisine idama
kadar götürdü. Bu sırada imparatorluk, öteki
ucundan bir saldırıya uğradı: Napolyon,
Mısır'a asker çıkarmıştı. Çok zor duruma
düşen Bâbıâlî, donanmanın başına geçmek
üzere Küçük Hüseyin Paşa'yı acele
İstanbul'a çağırdı. Paşa da Pazvandoğlu
Osman Ağa'yı affettirip, ayaklanma işini
tatlıya bağladıktan sonra döndü.
İstanbul'a gelen Küçük
Hüseyin Pasa hemen donanmayla Akdeniz'e
açıldı. Mısır sahillerini kuşatan İngiliz
donanması ile birleşti. Napolyon, kurtuluşu
kaçmak ta buldu. Daha sonra altı bin kadar
askeri karaya çıkardı. 10 temmuz 1801'de
Kahire'ye girdi. Gavrî Sarayı'nda Mısır
ileri gelenlerini toplıyarak III. Sultan
Selim adına fetih hutbesini okuttu.
Mısır kalesinin anahtarlarını da mühürdanyla
padişaha gönderdi. III. Sultan Selim'in
sevinci sonsuzdu. Kıymetli Paşa'sı devletin
yüzünü ağartmıştı.
Küçük Hüseyin Paşa, 1801
aralığında İstanbul'a döndü, iki yıl kadar gene
Ege denizinde dolaşmaları oldu. 1803'te hastalandı.
Verem olmuştu, yatağa düştü. Ümitsizlik içersinde
vasiyetnamesini yazdı. Gırtlağına kadar borç içindeydi.
Padişahtan bunların ödenmesini yalvararak istedi.
Çok iyi bir insan, hassas bir kalbe sahip hükümdarın
söz konusu isteğe verdiği cevap şöyledir: "Kapdân-ı
Derya Paşa huzurlarına selâm ederim. Nicesin?
Huda'ya emanet olasın. Hemen Hakteâlâ şifâlar
ihsan eyleye. Kâğıtlarını gördüm, niçin böyle
vesveseye zâhip olmuşsun. Alimallah hekimbaşı
yemin ediyor, hayf olunacak bir şeyi yokdur deyû.
Hem maazallah öyle bir şey olsa ben seni hiç borçlu
yatırdır mıyım? Inşaallah sen bana çok hizmet
edersin. Böyle kuruntuları derûnundan çıkarub
ilâca dikkat, hekimlerin sözlerine mümanaat itmiyesin.
Kendini sıcak tudasın. înşâallah sıhhat bulursun"
Küçük Hüseyin
Paşa, hergün biraz daha çöken imparatorluğumuzun
devrimci ricalindendi. Osmanlı donanmasında
temelden değişiklik yapıp, düzen veren de
odur. 1803'ün 8 Aralığında öldü. Eyüpte
Mihrişâh Valide-Sultan türbesinin yanına
gömüldü.
|