İstanbul Teknik Üniversitesi'nin
geçmişi, Osmanlı dönemine, 18.yüzyılın ortalarına
kadar uzanmaktadır. I. Mahmut devrinde
ordunun Avrupa tarzında yetiştirilmesi konusu
ilk defa ele alınmış ve sadrazam Topal Osman
Paşa, bir Fransız dönmesi olan Kumbaracı
Ahmet Paşa'yı (Comte de Boneval) kumbaracı
ocağının ıslahına memur etmişti.
Yeniçerilere nazaran devlete
daha bağlı olan hasekilerle, Bostancı Ocağı eratından
seçilen öğrenciler bir araya toplanmış ve 27 aralık
1734'de Üsküdar'ın Toptaşı semtindeki
Ayazma sarayında bir imalâthane ile bir kışladan
ibaret olmak üzere "Kumbarahane ve Hendesehane"
adı ile bir okul açılmıştı. Okula öğretmen olarak
Yenişehir müftüsü Hacı Mehmet Efendizâde Mehmet
Sait Efendi tayin edilmiş ve 1736 yılında
Pîrîzâde Mehmet Efendi'nin yapmış olduğu
bazı geometri araçları ilk defa kullanılmaya başlanmıştı.
Fakat bu okul, yeniçeri zorbaları ile taassup
taraftarlarının hoşnutsuzlukları sonucu kısa bir
süre sonra kapandı.
Aradan uzun bir zaman geçtikten
sonra; III. Mustafa devrinde sadrâzam Koca
Ragıp Paşa, Üsküdar'daki okul öğrencilerinden
hayatta kalanlarla, ölenlerin çocuklarını 1759
yılında Kâğıthane'nin Karaağaç mevkiinde bulunan
bir binada toplamış ve gizli olarak geometri ve
sair bilimler okutturmuştu. Bu hayırlı teşebbüs
de uzun sürmemiş ve az zaman sonra öğretime son
verilmişti.
1768-1770 Türk-Rus Harbi'nde
Rusların Cebelitarık Boğazı'nı geçen Baltık denizi
donanması, 6-7 temmuz 1770'de Çeşme'de Türk donanmasını
yakmıştı. Bunun üzerine, Kaptân-ı
Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın himaye
ve teşviki ile, 1773 yılında Tersâne-i Âmire'nin
Darağacı mevkiinde "Mühendishâne-i Bahri"
adı verilen okul kuruldu ve ülkemizde ilk defa
gemi inşaatı ile deniz haritalarının yapılması
konusunda uzman personel yetiştirilmeye başlandı.
İşte bu 1773 yılı İstanbul Teknik Üniversitesi'nin
ve ilk bölümü olan Deniz Mühendisliğinin
kuruluş yılıdır.
Bu okul için hazırlanan kanunnâmede:
"... tahsilini tamamlayanların
imtihan olunarak maharetleri anlaşıldıkta, donanma
gemilerinden sancak kalyonları ve sair gerekli
teknelerde, kaptan paşa marifetiyle kadirlerine
şâyeste vazife verileceği..." belirtiliyordu.
Haliç Tersanesi'nde yer alan
okulun ilk başhocası ise Türkçe ve Arapça'dan
başka İtalyanca ve Fransızca da bilen ve gemi
mühendisliği konusunda eğitim görmüş olan devrin
değerli ilim adamlarından Cezayirli Seyyid
Hasan Hoca'dır. Sonradan yerine Seyyid
Osman Efendi geldi. Ayrıca; Baron de Tott,
İngiliz dönmesi Kampell Mustafa Ağa ve
Türkiye'ye yeni gelmiş bulunan Kermorvan
adındaki bir Fransız da, öğrencilere dersler vermekte
idi. Mühendishanede, aralarında pek çok tercüme
kitapların bulunduğu bir kütüphane de kurulmuştu.
III. Selim de Mühendishane'nin gelişmesine
önem vererek, okula Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nden
kitap göndermiştir. Okula bağlı bir matbaanın
kurulmasına olanak sağlayan padişah ayrıca gözlem
ve ölçüm aletleri bağışlayarak okulun donanımına
katkıda bulunmuştur.
Zamanla; mühendishane odasının
dar olması dolayısıyla, ihtiyacı karşılayamadığı
görülmüş ve I. Abdülhamit devrinde Sadrâzam
Halil Hamit Paşa tarafından tersane alanında,
üç ambarlı kalyonların yapıldığı yer yakınında
(şimdiki Camialtı mevkiinde) birkaç odadan ibaret
yeni bir bina yaptırılmıştı. O yıllarda Halil
Hamit Paşa'nın çabaları pek büyük olmuş, ileride
Ruslarla yapılması muhtemel bir harbe hazırlık
olmak üzere; donanmanın kuvvetlendirilmesine,
topçuluk, istihkâm ve kale inşasından anlayan
subayların yetiştirilmesine çalışılmıştı. Bu maksatla
Fransa'dan mühendisler ve mütehassıs subaylar
getirtilmiş, bunların da yardım ve çalışmalarıyla
okul programları genişletilerek yeniden düzenlenmişti.
Bu yeni binasına taşındıktan
sonra "Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn"
- Devlet Deniz Mühendishanesi adını alan
okulda, 22 ekim 1784'de derslere başlandı. Fransa'dan
gelen uzmanlar arasında, Binbaşı Lafitte Clavet
ve Yüzbaşı Monier birer istihkâm subayı
olduğundan, bunlar kendi branşlarından ziyade
okulun tatbikat işleriyle uğraşıyordu. Gemi inşaatı
ve tersane işleri için gemi inşa mühendisi
Le Roi ve yardımcısı Du Reste, dökümhane
ve tophane için emrinde iki işçi ile François
Alexis de'Tolin, topçu subayı olarak Yüzbaşı
Saint Remy getirtilmişti. On astsubay ve
er de gelenler arasında bulunmakta idi. İstanbul'da
bulunan Charleton adındaki Fransız korvetinin
komutanı Turquet ve Fransız elçiliği memurlarından
astronom Tondul tarafından öğrencilere
dersler veriliyordu. Bu dersler Türkçe'ye çevrilerek,
Fransız elçisi Choiseul Gouffier'nin teşebbüsü
ile sefarethanede kurulan basımevinde not halinde
basılıp, öğrencilere dağıtılıyordu.
1789'da padişah olan III.
Selim, Enderun'un en kabiliyetli gençleriyle,
az sayıda kalmış mühendislerin uygun olanlarından
seçilen öğrencileri bir araya toplatmış ve başlarına
değerli öğretmenler getirerek Eyüp'ün Bahariye
sayfiyesindeki hükümdarlara mahsus bir köşkte
"Mühendishâne-i Sultanî" adı
ile bir okul açtırmıştı.
Mühendishâne-i Sultanî öğrencilerinin
seviyesi, matematik, geometri ve fizik bilimlerin
öğrenimi için yeter dereceye getirildikten sonra,
1792 yılında okul, Hasköy civarında henüz inşa
olunan Kumbaracı kışlasına nakledildi. Bu sırada
bir okul binasının da yapılmasına başlandı. 1795'de
yapımı tamamlanan bu okula "Mühendishâne-i
Berrî-i Hümâyûn" - Devlet Kara Mühendishanesi
adı verilmiş ve öğrenciler buraya yerleştirilmişti.
Padişahın fermanı ile okul kumbaracı
ocağına bağlanıyor, kara ve deniz mühendishanelerinin
eğitimleri birleştiriliyordu. Okulun lâğımcı ocağından
50, humbaracı mülâzimlerinden 30 olmak üzere 80
nefer mülâzim öğrencisi olacaktı. Mühendishâne-i
Bahrî-i Hümâyûn ise iki kısma ayrılıyordu.
Bu okulun araçları daha mükemmel
olduğundan, deniz mühendishanesi öğrenci ve kalfaları
haftanın pazartesi ve perşembe günleri Hasköy'deki
okula giderek oradaki hocalardan ders görecek,
sair günler ise tersane kışlalarında meşgul olacaktı.
Her iki mühendishane, salı ve cuma günleri tatil
edilecekti. Deniz mühendishanesi öğrencileri başlarına
eskiden olduğu gibi kalyoncu şalı saracak ve kendilerine
"Mühendisân-ı Bahriyye" 'denilecekti.
Fermanda, dört hoca ile dört kalfanın ödevleri,
alacakları maaş ve tayinât da açık olarak belirtiliyordu.
O sırada Kaptân-ı Derya bulunan
Küçük Hüseyin
Paşa, iki mühendishanenin birleştirilmesiyle
zuhur edecek sakıncaları ve esas maksadın kaybolacağını
açıklayan 27 Recep 1211 (26 ocak 1797) tarihli
önemli takririni III. Selim'e arz etti.
III. Selim devri Tersane Nâzırı Moralı
Ali Efendi zamanında, şimdiki havuzların bulunduğu
yerde geniş ve daha mükemmel bir bahriye mühendishane
binası yapılmak üzere teşebbüse geçilmişti. İradesi
alınıp temelleri atılmışsa da Kabakçı Mustafa
Ayaklanması üzerine bu hayırlı iş yarım kalmış
ve bütün ıslâhat hareketleri durduğu gibi, mühendishane
de uzun bir süre ihmal edilmişti.
1821 yılında vukua gelen Kasımpaşa
yangını, Araplık semtinden tersaneye sıçramış
ve bahriye mühendishane binası da tamamen yandığından,
öğretim bir sene kadar aksamıştı. Camialtı'na
yakın Parmakkapı mevkiinde, bulunan errehane (Bıçkı
mağazası), mümkün olduğu nispette tâdil ve tanzim
edilerek bir okul hâline getirilmiş ve 1822 yılında
mühendishane buraya taşınmıştı.
Koca Hüsrev Paşa, ikinci
defa 1822'de sadârete geldiği zaman, okulu unutmamış
ve evvelce verdiği takrirle, 1824 yılında malî,
öğretim ve nizamlar bakımından mühendishanenin
ıslahına çalışılmıştı.
II. Mahmut okulun ilerlemesi
için büyük çabalar harcamış, Avrupa'dan öğretmen,
mimar ve mühendisler getirtmişti. Öğrencilerin
başarılı olanları İngiltere'ye gönderilmiş ve
İngiliz gemilerinde eğitim görerek iyi birer subay
ve denizci olmalarına çalışılmıştı. Deniz okulumuz
dördüncü defa, bugünkü Deniz Hastanesi'nin bulunduğu
yerdeki bir binada kuruldu. Evvelce bu tepede
Cezayirli Gazi Hasan
Paşa'nın konağı bulunuyordu. II. Mahmut
orta havuzun inşası münasebetiyle divanhaneye
geldiği zaman, okulun uygun olmayan bir binada
bulunmasından, çekilen zorluklar kendisine arz
edilmiş ve yeni bir binanın yapılması için izin
alınmıştı. Bu maksatla Cezayirli
Hasan Paşa konağı satın alınıp tamamen
yıkılmış ve yapılan keşfe göre inşa olunacak binanın
masrafı 1833 kese 219 kuruş olarak tespit edilmişti.
Fakat, inşaatı Kaptân-ı Derya Firari Ahmet
Fevzi Paşa 1200 kese ile üzerine almış ve
bu paranın 1.000 kesesi Darphane'den, 200 kesesi
de bahriye hazinesinden verilmek suretiyle bina
1838 yılında tamamlanmıştı. Cümle kapısı üzerine
konan kitabe şöyle bitiyordu:
"Nokta-î târihim Zîver
hisâb edip dedim
Mekteb-î Bahriyye ihya kıldı şâhinşâh-ı din 1254
H. (1838 M.)"
Abdülmecit devrinde bahriye
okulumuzda büyük gelişmeler kaydedilmiş ve okul,
Heybeliada'daki bahriye kışlasına nakledilmişti.
1847 yılında Mekteb-i Bahriye Nâzırı olan Patrona
Mustafa Paşa da, okulun ıslahı hususunda bir
lâyiha hazırladı. Deniz okulumuzun tarihinde önemli
bir yeri bulunan bu lâyihaya göre Cezayirli
Hasan Paşa konağının yerine yapılmış olan
okul binası 400 öğrenciye göre hesap edilmişti.
Lâkin bina bu kadar öğrenciye küçük geleceğinden
öğrenci miktarının en çok 120 olması ve okulun
eskisi gibi dört sınıf olarak bırakılması istendi.
Ayrıca; Dârülfünûn'dan öğrenci alınması mümkün
oluncaya kadar, subay ve bahriye mensupları çocuklarından
müracaat edenlerin, bunlar yetmediği takdirde
hariçten istekli olanların 14-16 yaşında olmak
ve bazı şartlan haiz bulunmak şartıyla yapılacak
imtihan ve sağlık muayeneleri sonucu okulun ilk
sınıfına alınmaları uygun görüldü... <devam
edecek> |